osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2011 Çarşamba

EY AVRUPA HAYRANI GAFİL.ARAMIZDAKİ FARKI OKU VE FARKET...

 




Bizim ülkemizde Avrupa sevdalısı,geçmişini unutan veya bilmeyen bir sürü gafil var.Bunlar "Avrupa bizi kurtaracak."diye diye bu ülkenin gerçek değerlerini görmezden gelen güruh, bu jöntürk anlayışı bizim milletimizi tarih boyunca aptal yerine koymuş ve bu milletin meziyetlerini görmemezden gelmiştir.Halbuki bu milletin içinden Osman Bey,Yıldırım,Fatih,Yavuz,,Kanuni,Abdülhamit Han,Atatürk  gibi dünyayı yerinden oynatan bir sürü vatan evladı çıkmıştır.
Biz bugün sizlere O medeni Avrupalı(!) dediğiniz kişilerin atalarıyla bizim atalarımızın arasındaki farkı görmeniz adına bir bilgiyi burada paylaşmak istedik ve bu milletin ne kadar medeni ve Avrupalı'nın ise ne kadar DENİ(MEDENİYETSİZ) olduğunu göstermek istedik.

15.asırda Jean HUNYAD'a (1) :
-Balkanları istila edersen icraatın ne olacak? diye sormuşlar.
Hunyad da cevaben:
-Bütün ortodoks kiliseleri yıktıracağım. der.
Aynı tarihta  aynı soru Fatih Sultan Mehmed Han'a sorulduğunda:
-Balkanları istila edersem kilisenin bir yanına bir cami yatıracağım,isteyen ona gitsin isteyen buna. diye cevap vermiştir.(2)
Bu anekdot Osmanlı denilen okyanusun içerisinde bir damladır.Bize düşen bu damlaları çoğaltıp insanlara ve insanımıza aslında nasıl bir milletin mensubu olduğumuzu anlatmaktır.Tarih ilmi bu yüzden çok önemlidir.Bazı iç ve dış mihraklar bizi tarihimizden uzaklaştırarak millet hafızamızı yok etmeye çalışmış ve bizi geçmişe düşman yapmış ancak şu unutulmamalıdır.GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ...

1) Jean HUNYAD(Yanoş).:Macar devlet adamı-komutan
2)Kaynak:Samiha AYVERDİ külliyatı-Arkamızdan Dönen Dolaplar s.44

17 Şubat 2011 Perşembe

FATİH SULTAN MEHMET HAN VE ALİMLERİ

SEVGİLİ ZİYARETÇİLERİMİZ;
BİZLER TARİHİ SİZE NAKLETMEK AMACIYLA BU BLOGU KURDUK.KURARKEN KENDİ BİLDİKLERİMİZİ VE BAŞKALARINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZİ DE NAKLETMEYE ÇALIŞIYORUZ.BENİM FACEBOOK DENİLEN PAYLAŞIM SİTESİNDE ÇOK BEĞENDİĞİM BİR GRUP VAR: BEN OSMANLI TORUNUYUM.
BU GRUPTAKİ KARDEŞLERİM BANA  VE KENDİLERİNİ ZİYARET EDENLERE ÇOK GÜZEL BİLGİLER SUNMAKTA.BEN DE BEĞENDİĞİM BİLGİLERİ SİZİNLE BURADA PAYLAŞMAK İSTERİM.KENDİLERİNE DE BURADAN BİZLERİ ECDAD HAKKINDA AYDINLATTIKLARI İÇİN TEŞEKKÜR VE ŞÜKRANLARIMI SUNARIM.YİNE BU GRUPTAN ALINTI YAPARAK ECDADIMIZIN BU BÜYÜK PADİŞAHI HAKKINDA OKUDUĞUM BU GÜZEL ANEKDOTU SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.BUYRUN SİZLER DE BU YÜCE PADİŞAHIN YAPTIKLARINI OKUYUP KENDİSİNE DE BİR FATİHA BAĞIŞLAYINIZ.

Fâtih Sultan Mehmed Han tahta geçtiği ilk günlerden îtibâren fırsat buldukça sarayda çeşitli âlimleri toplayıp onlarla ilmî sohbetler yapıyordu. Bu toplantılara zaman zaman orada bulunan yabancı ilim adamları da iştirâk ediyordu. Yine böyle bir ilim meclisi teşkil edildiğinde, Kuzey Afrika ülkelerinden birinden gelen ve gizli ilimlerde mahâret sâhibi bir âlim de katılmıştı. O âlim, Sultânın katında Türk âlimlerini, sorduğu zor ve çözülmesi güç sorularla epeyce bunalttı. Onları cevap veremez gördükçe de yeni yeni sorular yöneltti ve üstünlük gösterisinde bulundu.

Osmanlı ulemâsının böyle acz içinde kalması, cihân pâdişâhı olan Fâtih'i son derece rahatsız etti. Bütün beyleri, paşaları ve vezirleri toplayıp;

"Ülkemde bu adama cevap verecek bir âlim yok mudur? Çabuk olun, araştırın ve bana derhal müsbet bir cevap getirin!" dedi. Vatan topraklarını iyi bilen vezirler, düşündüler ve Sivrihisar Medresesinde görev yapan Hızır Beyi hatırladılar. Fâtih'e; "Sultânım! Ülkemizde Hızır Bey adında değerli bir âlimimiz var, emir buyurursanız, haberci gönderip buraya çağıralım." dediler.

Sultan, "Durmayın, kim varsa derhal dâvet edin, hemen gelsin." buyurdu. Bunun üzerine, Hızır Beyi çağırmak üzere Sivrihisar'a üç kişilik bir heyet gönderdiler. Hızır Bey, bu heyetle Edirne'ye geldi.

Hızır Bey, o zaman daha otuz yaşlarında ve asker kıyâfetinde bulunduğundan, yaş ve kıyâfeti, meşhûr âlimlere meydan okuyan zâtın alay edercesine gülmesine sebeb oldu.Onun bu tavrı üzerine Hızır Çelebi; "Gereksiz yere gülenler, hoşa gidenlerden sayılmaz.Soracağın her ne ise hemen bildir. Sözün gelişi beni de başarısızlığa uğrayacaklardan biri say." Bunun üzerine misâfir âlim, pâdişâhın huzûrunda ve kendinden son derece emin bir şekilde Hızır Çelebiye sorularını yöneltti. O sorarken Hızır Çelebi mütevâzi bir şekilde önüne bakıp gülümseyerek notlarını tuttu. Sonra sorulan suâllerin hepsine teker teker ve gâyet güzel cevaplar verdi. Çözülecek hiç bir meseleyi ortada bırakmadı. Misâfir âlim hiç beklemediği bu durum karşısında bir hayli şaşırdı ve tedirgin oldu.

Sonra soru sorma sırası Hızır Beye geldi. Fâtih Sultan Mehmed'den izin istedikten sonra o âlime dönerek on altı değişik ilimden çözümü güç birer mesele sordu. Misâfirin bu konulardan haberi bulunmadığından dili tutuldu ve pekçok ilim adamının ortasında utanç içinde kaldı. Sonra; "Hızır Bey, İslâm âleminde benzeri pek az bulunan ilim adamlarınızdan biridir. Kendisinde öylesine bir hâfıza ve zekâ var ki, karşısında durmak mümkün değildir." diye itirafta bulundu.

Kerem ve ihsân sâhibi yüce Pâdişâh sonuçtan çok memnun oldu. Sevinç ve heyecânından yerinden kalkıp yeniden oturdu. Hızır Beyi harâretle tebrik ederek;

"Yüzümüzü ak eyledin. Cenâb-ı Hak da iki cihânda senin yüzünü ak eyleyip, ilmini ve fazlını arttırsın." dedi. Sonra sırtındaki kürkü çıkarıp, Hızır Beyin sırtına geçirdi. Yine bu memnuniyetinin karşılığı olarak Hızır Beyi atalarının inşâ ettiği Bursa'daki Sultâniye Medresesi müderrisliğine tâyin etti.